"Kurtlara Söyle Eve Döndüm - Carol Rifka Brunt" - Kitap Yorumu

Kurtlara Söyle Eve Döndüm bir ay kadar önce indirimle almış olduğum bir kitap. Adı tuhaf geldiğinden ve kapağının tasarımı da hoş olduğundan ötürü almıştım. Kesinlikle çok akıcı bir kitap. Ve farklı...


Kitabın Adı: Kurtlara Söyle Eve Döndüm (Tell The Wolves I'm Home)
Kitabın Yazarı: Carol Rifka Brunt
Kitabın Türkçe'ye Çevireni: Bahar Çelik
Kitabın Yayınevi: Martı
Kitabın Sayfa Sayısı: 527


Arka Kapak

Aşk insanı büyütür;
önce hissettirdiği tarifsiz mutluluk
sonra kaybetmenin verdiği derin acıyla...

Günün birinde kimselere bahsedemeyeceğiniz türde bir sevgiye kapılırsanız?
En derine gömmeniz gereken ve ne kadar uğraşsanız da bir türlü peşinizi bırakmayan
Yok olup gideceğine zamanla daha da büyüyerek varlığınızı kaplayan ve sonunda ta kendiniz olup size dönüşen bir sevgiye?

Her bitişin yeni başlangıçlara açılan bir kapı olduğunu hatırlatan Kurtlara Söyle Eve Döndüm, önyargıların yalnızca gerçek sevgiye boyun eğdiğinin de güzel bir kanıtı...

Benim Yorumum

Kitabın ilk bölümlerini okurken o kadar garip geldi ki. Hem korkunç, hem şaşırtıcı... Neden korkunç olsun ki diye soracaksınız. Hemen cevap vereyim. Dayınıza aşık olduğunuzu düşünün. Sizi bilmem ama bana korkunç geliyor. 

Kitabın arka tarafında yazar hakkında yazılan paragrafta şöyle bir şey geçiyor; "... 2007 yılında Kurtlara Söyle Eve Döndüm adlı ilk romanını yazması için kendisine Sanat Konseyi tarafından cömert bir fon tahsis edildi. ..." Bunu okuduktan sonra başlarda benim düşüncem şuydu; Parayı daha yazmadan vermişler ya, bu da saçmalayabildiği kadar saçmalamış. Ama sonra her şey değişti ve şu an kesinlikle okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. 



Kitap kahraman anlatıcı tekniğiyle yazılmış olduğu için June'un duygularını anlamakta hiç zorluk çekmedim. Ki normal şartlar altında birinin dayısına aşık olmasını anlamazdım herhalde. June duygularını saklayan biri de olsa kararsız bir karakter değil. Sessiz sakin, ablasıyla iyi anlaşmaya çalışan 14 yaşlarında bir kız. Ama şimdi düşününce, düşünceleri ergen düşünceleri gibi gelmiyor. Yani bir ergen kitabı okumayacağınıza emin olabilirsiniz.

Kitabın adı June ve Greta'nın dayısı Finn'in yaptığı bir tablodan geliyor. Yeğenleri June ve Greta'nın portreleri. Bu kitabın filmi çekilse herhalde en çok görmek istediğim şey tablo olurdu.



Kitabın sayfa sayısının çok olması kesinlikle gözünüzü korkutmasın çünkü kitap o kadar akıcı ki. Ve tabii bir de bölü sayısı çok olduğu için aradaki yarım sayfalar falan da var. Onlar da süreyi kısaltıyor. :D

Benim kitap için puanım 10 üzerinden 10. Farklı ve güzel bir şeyler okumak istiyorsanız çok güzel bir tercih olur.



"Londra'nın doğusundan gelen bir piç vardı... ah, affedersin June. O herif Finn'e bakıp, 'Sanat homolar içindir!' diye bağırmış ve bütün sınıf sessizliğe bürünmüştü. Finn'in yüzünde ufacık bir gülümsemenin belirdiğini görmüştüm-o gülümsemeyi biliyorsun- başını önüne eğip bunu gizlemeye çalıştı ama sonra vazgeçti. Riske girmeye karar verdi. Adamın gözlerinin içine bakıp, 'Eh, o zaman doğru yerdesin.' dedi ve o anda bütün sınıfın kalbini kazandı, en azından o adamın dışındakilerin."

Yorumlar

  1. Kitabı yeni okudum. Gerçek anlamda bazı lafları damardan damardan işledi. Durup "Evet lan niye öyle?" dediğim çok şey oldu. Okudukça düşüncelere sürüklendim, keyfim kaçtı. Yani bana bunları hissettirecek kadar iyiydi. Anlatımı, olayları birbirine bağlayışı her bir karakterin kişilikleri geçmişleri ve her şeyin ortasında anlatıcı karakterin temsil ettiği asosyalite problemi... Evet eşcinsellik meselesinden daha çok etkiledi o hayalperestlik, toplumdan kopukluk, çekingenlik, iç çekişmeler ve kıskançlıklarla June. Onu hissettim, onu anladım. Bir parça kendimi buldum. Bu türden bir şeye en son Dostoyevski'nin Yeraltından Notları'nda yaşamıştım. Çok sık yaşamıyorum bu da yaşarsam değerli yapıyor.

    Ayrıca yazımda da kitaptan asosyallik bağlamında bahsettim.

    YanıtlaSil
  2. Kitabı yeni okudum. Gerçek anlamda bazı lafları damardan damardan işledi. Durup "Evet lan niye öyle?" dediğim çok şey oldu. Okudukça düşüncelere sürüklendim, keyfim kaçtı. Yani bana bunları hissettirecek kadar iyiydi. Anlatımı, olayları birbirine bağlayışı her bir karakterin kişilikleri geçmişleri ve her şeyin ortasında anlatıcı karakterin temsil ettiği asosyalite problemi... Evet eşcinsellik meselesinden daha çok etkiledi o hayalperestlik, toplumdan kopukluk, çekingenlik, iç çekişmeler ve kıskançlıklarla June. Onu hissettim, onu anladım. Bir parça kendimi buldum. Bu türden bir şeye en son Dostoyevski'nin Yeraltından Notları'nda yaşamıştım. Çok sık yaşamıyorum bu da yaşarsam değerli yapıyor.

    Ayrıca yazımda da kitaptan asosyallik bağlamında bahsettim.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder